28 Mart 2011 Pazartesi

yeşil çayır


Yasla başını toprağa, bir zamanlar kalbimin çarptığı noktaya
Bir avuç toprak al üzerimden
Uzan şu yeşil çayıra
Beni hâlâ sevdiğin günleri hatırla

Yaklaş, çekinme
Yağmurlar yağsın başından aşağı
Beni düşün ayışığında yağmur çiselerken,
Ve uzaklardan bir tren geçerken

Temizle üzerimde biriken çalı çırpıyı
Ve mırıldan şarkımızı
Bir hava kabarcığıyım şimdi ben
Senin içinde süzülen

Gölgemde dur dinlen
Bak her şeyde ben varım şimdi
Bitecek rüzgar güllerinin hüznü
Müjdelerken yağmur kokulu bir günü

Tanrı savurduğunda yıldızları dört bir yana
Hangisi kuş hangisi çiçek ne fark eder
Benden azade bir hayat yok sana
Ola ki, bir ağaç gibi çıkacağım karşına

Hayır, veda etme bana
Gökyüzü nasıl onu söyle sadece
Çünkü bil ki gökkubbe çökerken üstümüze
Ardıç kuşlarını kovalayacağız biz seninle

çeviren: alper canıgüz (green grass)

yerçekimli karanfil

biliyor musun az az yasiyorsun icimde
oysa ki seninle guzel olmak var
ornegin raki iciyoruz, icimize bir karanfil dusuyor gibi
bir agac isliyor tikir tikir yanimizda
midemdi aklimdi su kadarcik kaliyor.
sen o karanfile egilimlisin, alip sana veriyorum iste
sen de bir baskasina veriyorsun daha guzel
o baskasi yok mu bir yanindakine veriyor
derken karanfil elden ele.

goruyorsun ya bir sevdayi buyutuyoruz seninle
sana deginiyorum, sana isiniyorum, bu o degil
bak nasil, beyaza keser gibisine yedi renk
birlesiyoruz sessizce



E.C

13 Mart 2011 Pazar

Ürperti

“Dünyayı yöneten yedi tanrı,Tanrı güldüğünde doğdular…(Onun) kahkasından sonra ışık göründü…İkinci kez katıla katıla güldü; her yer su oldu.Üçüncü gülme patlamasında Hermes göründü; dördüncüde yaratma; beşincide yazgı; altıncıda zaman.Sonra,yedinci gülüşten önce Tanrı’ya korkunç bir ilham geldi, ama o kadar kuvvetli güldü ki, gözyaşlarından insan ruhu doğdu.”
( M.Ö. 3.yüzyılda yazılmış bir Mısır papürüsünden…)

4 Mart 2011 Cuma

''bir zamanlar sözcüklerin bizim dışımızda da yaşamları vardı, ama anlamları yoktu.
eskiden bir ustura, bir su kovası, bir at yan yana gelebiliyordu. dünya anlaşılmak için değildi.
eskiden sözcüklerle bu denli yakınlığımız yoktu. balkon ile tanışmamız yenidir. (balkon çocukluğumuzdur.) kırmızı sesti eskiden. nergis kendi adını bilmezdi. aklına estiği gibi yaşardı. ölüm sözcüğü eskiden de iki heceydi, evlere girer çıkar, yatak turları atar, ağaçlarla alay ederdi. bugünkü gibi de işini hep tek başına görürdü.

im ad değildi daha.

bir zamanlar anlam sözcüklerin umrunda değildi. nuh pey gamber'in : "ben iki bin yıl önce karım, çocuklarım, gelinlerim, hayvanlarımla cudi dağı'nda gemisi karaya oturan nuh peygamberim." sözlerine karşı - anlamın kıyılması adına - imgeleri sürerler (şairlerin her gece kağıtlarına yeşil muhammed'ler, sarı isa'lar indiren imgeleri) sözcük olduklarını unuturlardı. (imgelere dönüştüğünde sözcükler tanınmaz: sözcükleri kaldırın, dünya durur!) bazen de eğretilemelerin büyüsüne kapılıp - eğretilemeler şiirin kral yoludur - adlarının üstünü çizerlerdi. bazı da simgelerin buyruğunda (simgelere elini kaptıran kurtulamaz) ordan oraya savrulup giderlerdi.

im ad değildi daha. ''

ilhan berk



2 Mart 2011 Çarşamba

"Şiir onu yazana değil ona ihtiyacı olana aittir."
(söz aslında gayet bilindik bir şahısa ait, ancak ironik olsun diye ismini yazmıyorum. gerçi google'a çoktan düşmüş bir sözü anonimmiş gibi göstermek imkansız ya neyse)
Geleceğim, bekle dedi ve gitti
ben beklemedim
o da gelmedi
ölüm gibi bir şey oldu
ama kimse ölmedi

Ö.A.