18 Nisan 2011 Pazartesi

büyük insanlık

....gemide güverte yolcusu
tirende üçüncü mevki
şosede yayan...

(n.h.)

28 Mart 2011 Pazartesi

yeşil çayır


Yasla başını toprağa, bir zamanlar kalbimin çarptığı noktaya
Bir avuç toprak al üzerimden
Uzan şu yeşil çayıra
Beni hâlâ sevdiğin günleri hatırla

Yaklaş, çekinme
Yağmurlar yağsın başından aşağı
Beni düşün ayışığında yağmur çiselerken,
Ve uzaklardan bir tren geçerken

Temizle üzerimde biriken çalı çırpıyı
Ve mırıldan şarkımızı
Bir hava kabarcığıyım şimdi ben
Senin içinde süzülen

Gölgemde dur dinlen
Bak her şeyde ben varım şimdi
Bitecek rüzgar güllerinin hüznü
Müjdelerken yağmur kokulu bir günü

Tanrı savurduğunda yıldızları dört bir yana
Hangisi kuş hangisi çiçek ne fark eder
Benden azade bir hayat yok sana
Ola ki, bir ağaç gibi çıkacağım karşına

Hayır, veda etme bana
Gökyüzü nasıl onu söyle sadece
Çünkü bil ki gökkubbe çökerken üstümüze
Ardıç kuşlarını kovalayacağız biz seninle

çeviren: alper canıgüz (green grass)

yerçekimli karanfil

biliyor musun az az yasiyorsun icimde
oysa ki seninle guzel olmak var
ornegin raki iciyoruz, icimize bir karanfil dusuyor gibi
bir agac isliyor tikir tikir yanimizda
midemdi aklimdi su kadarcik kaliyor.
sen o karanfile egilimlisin, alip sana veriyorum iste
sen de bir baskasina veriyorsun daha guzel
o baskasi yok mu bir yanindakine veriyor
derken karanfil elden ele.

goruyorsun ya bir sevdayi buyutuyoruz seninle
sana deginiyorum, sana isiniyorum, bu o degil
bak nasil, beyaza keser gibisine yedi renk
birlesiyoruz sessizce



E.C

13 Mart 2011 Pazar

Ürperti

“Dünyayı yöneten yedi tanrı,Tanrı güldüğünde doğdular…(Onun) kahkasından sonra ışık göründü…İkinci kez katıla katıla güldü; her yer su oldu.Üçüncü gülme patlamasında Hermes göründü; dördüncüde yaratma; beşincide yazgı; altıncıda zaman.Sonra,yedinci gülüşten önce Tanrı’ya korkunç bir ilham geldi, ama o kadar kuvvetli güldü ki, gözyaşlarından insan ruhu doğdu.”
( M.Ö. 3.yüzyılda yazılmış bir Mısır papürüsünden…)

4 Mart 2011 Cuma

''bir zamanlar sözcüklerin bizim dışımızda da yaşamları vardı, ama anlamları yoktu.
eskiden bir ustura, bir su kovası, bir at yan yana gelebiliyordu. dünya anlaşılmak için değildi.
eskiden sözcüklerle bu denli yakınlığımız yoktu. balkon ile tanışmamız yenidir. (balkon çocukluğumuzdur.) kırmızı sesti eskiden. nergis kendi adını bilmezdi. aklına estiği gibi yaşardı. ölüm sözcüğü eskiden de iki heceydi, evlere girer çıkar, yatak turları atar, ağaçlarla alay ederdi. bugünkü gibi de işini hep tek başına görürdü.

im ad değildi daha.

bir zamanlar anlam sözcüklerin umrunda değildi. nuh pey gamber'in : "ben iki bin yıl önce karım, çocuklarım, gelinlerim, hayvanlarımla cudi dağı'nda gemisi karaya oturan nuh peygamberim." sözlerine karşı - anlamın kıyılması adına - imgeleri sürerler (şairlerin her gece kağıtlarına yeşil muhammed'ler, sarı isa'lar indiren imgeleri) sözcük olduklarını unuturlardı. (imgelere dönüştüğünde sözcükler tanınmaz: sözcükleri kaldırın, dünya durur!) bazen de eğretilemelerin büyüsüne kapılıp - eğretilemeler şiirin kral yoludur - adlarının üstünü çizerlerdi. bazı da simgelerin buyruğunda (simgelere elini kaptıran kurtulamaz) ordan oraya savrulup giderlerdi.

im ad değildi daha. ''

ilhan berk



2 Mart 2011 Çarşamba

"Şiir onu yazana değil ona ihtiyacı olana aittir."
(söz aslında gayet bilindik bir şahısa ait, ancak ironik olsun diye ismini yazmıyorum. gerçi google'a çoktan düşmüş bir sözü anonimmiş gibi göstermek imkansız ya neyse)
Geleceğim, bekle dedi ve gitti
ben beklemedim
o da gelmedi
ölüm gibi bir şey oldu
ama kimse ölmedi

Ö.A.

28 Şubat 2011 Pazartesi


Fethi Naci'nin ısrarı üzerine Edip Cansever'in saydığı, en sevdiği on türkçe şiirmiş (sırası önemsiz tabi)

Kar - Ahmet Muhip Dranas


Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanllık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze inceden

Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan
Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu'dan
Sesin nerde kaldı? Kar içindesin!

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram

Buğulandıkça yüzü her aynanın
Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
Göğe uzanır -tek, tenha- bir kamış
Sırf unutmak için, unutmak ey kış!
Büyük yalnızlığını dünyanın.

Ölümden Sonra - Cahit Sıtkı Tarancı

Öldük, ölümden bir şeyler umarak.
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü.
Nasıl hatırlamazsın o türküyü,
Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,
Alıştığımız bir şeydi yaşamak..

Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;
Yok bize arayan, soran kimsemiz.
Öylesine karanlık ki gecemiz,
Ha olmuş ha olmamış penceremiz;
Akarsuda aksimizden eser yok.

Anı - Melih Cevdet Anday

Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma
Neredeyse gün doğacaktı
Herkes gibi kalkacaktınız
Belki daha uykunuz da vardı
Geceniz geliyor aklıma
Sevdiğim çiçek adları gibi
Sevdiğim sokak adları gibi
Bütün sevdiklerimin adları gibi
Adınız geliyor aklıma
Rahat döşeklerin utanması bundan
Öpüşürken bu dalgınlık bundan
Tel örgünün deliğinde buluşan
Parmaklarınız geliyor aklıma
Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm
Kahramanlıklar okudum tarihte
Çağımıza yakışan vakur, sade
Davranışınız geliyor aklıma 
Bir çift güvercin havalansa 
Yanık yanık koksa karanfil
Değil unutulur şey değil
Çaresiz geliyor aklıma.

Telefon - Oktay Rıfat

Gözlerin var ya çekik kara kara
Önce gözlerindi bacakların omuzun
Damalı örtüde bir kase çorba gibi
Buğulu bir lezzetti karı-kocalık
Şimdi bir çınar yetişiyor içimde
Bir şarkı söyleniyor uzun uzun
Hürriyetin rüzgarlı bayrağı oldu
Bize zaten aydınlığı sevdamızın

Aman dayanamazsam ne etmeli
Bütün pencereler üstlerine açık
Kimler soyar çocukları kimler örter
Biri onbir yaşında öteki küçük
Ya anne diye bağırırsa uykusunda
Belki korkmuş belki de susamıştır
Geceleri su içmeye alışık
Çorap öyle mi giyilir, don öyle mi bağlanır
Gömleği bir tuhaf sarkıyor arkasında

Çocuklara bakma dayanırım
Gide gide çoğaldım ben halkım artık
Dağ taş kalabalık kalabalık
Satar mıyım onları onlar da çocuklarım
Ben kadınım çocuklarımla varım
Telefon nafele açmam seni
Söylemez dillerim yarınla bağılı
Tutmaz parmaklarım kocamdan belli
Telefon benimki de analık

Çocuklara bakma dayanırım
Sevgiydim önce bir çeşit incelik
Şimdi ise işe yarıyorum kaba saba
Tuzlu bir deniz kokusu havada
Benimle başladı bu müthiş tazelik
Benimle yaklaştı güzel günler
O günlerin eşiğinde beni hatırlayın
Hatırlayın onların vahşetini
Her telefon çalışta kesik kesik

Kır Şarkısı - Behçet Necatigil

Tam otların sarardığı zamanlar
Yere yüzükoyun uzanıyorum
Toprakta bir telâş, bir telâş
Karıncalar öteden beri dostum.
Ellerime hanım böcekleri konuyor
Ne şeker şey onlar!
Uç böcek, uç böcek diyorum
Uçuyorlar
Pan'ın teneffüsü bile
Ilık, okşamakta yüzü.
Devedikenleri, çalılık vesâire
Bir âlem bu toprakların üstü.
Tabiatla haşır neşir
Kırlarda geçen ikindi vakti.
Sakin, dinlenmiş, rahat
Bir gün daha bitti.

Hacivat'ın Evi - Salah Birsel

Hacivat'ın evi
Köşede ufaraktan
Bir tüfek atımı duraktan
Kapı pencere elekten
Döşemeler zemberekten
Dökülmekten
Sökülmekten
İncelmiş süprülmekten

O Zaman Av Bitti – Turgut Uyar

Bunu bulamadım

Dalga - Cemal Süreya

Bulutu kestiler bulut üç parça
Kanım yere aktı bulut üç parça
İki gemiciyken Van Gogh’dan aşırılmış
Bir kadının yüzü ha ha ha.
Bir kadının yüzü avucum kadar
İki gözümle gördüm vallahi billahi
Yıldızlar vardı kafayı çekmiştim
Bu kimin meyhanesi ha ha ha
Bu Ali’nin meyhanesi bu da masa
Bu iki kimse için gezdirmiyorum
Bir kere asılmıştım çocukluğumda
Direkler gemideydi ha ha ha
İki gemiciyken Van Gogh’dan aşırılmış
Bir kadının yüzü kaçıyordu yetişemedim
Ben ömrümde aşk nedir bilmedim
Süheyla’yı saymazsak ha ha ha
Fayton – Ece Ayhan
O sahibinin sesi gramofonlarda çalınan şey
incecik melankolisiymiş yalnızlığının
intihar karası bir faytona binmiş geçerken ablam
caddelerinden ölümler aşkı pera'nın
 
Esrikmiş herhal bahçe bahçe çiçekleri olan ablam
çiçeksiz bir çiçekçi dükkanının önünde durmuş
tüllere sarılmış mor bir karadağ tabancasıyla
zakkum fotoğrafları varmış cezayir menekşeleri camekânda
 
Ben ki son üç gecedir intihar etmedim hiç, bilemem
intihar karası bir faytonun ağışı göğe atlarıyla birlikte
cezayir menekşelerini seçip satın alışından olabilir mi ablamın.
İstanbul – Cahit Külebi
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Niksar'da evimizdeyken
Küçük bir serçe kadar hürdüm.

Sonra âlem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Sonra âlem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Mevsimler ne çabuk geçiverdi
Unutmak, unutmak, unutmak.

Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti.
Yine kamyonlar kavun taşır,
Fakat içimde şarkı bitti.


10 Şubat 2011 Perşembe

nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka..



C.Y.

9 Şubat 2011 Çarşamba

Sokakta giderken,kendi kendime
gülümsediğimin farkına vardığım anlarda
insanların beni deli zannedeceğini düşünüp
gülümsüyorum...



O.V

2 Şubat 2011 Çarşamba

Bulut mu Olsam


denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda çıplak bir adam
durmuş düşünür
bulut mu olsam
gemi mi yoksa
balık mı olsam
yosun mu yoksa
ne o,ne o,ne o.
deniz olunmalı,oğlum
bulutuyla,gemisiyle,balığıyla,yosunuyla

N.H.

28 Ocak 2011 Cuma


yuvarlağın köşeleri
Aşka gönül ile düşersen yanarsın.
Zeka ile düşersen kavrulursun.
Akıl ile düşersen çıldırırsın.
Duygu ile düşersen gülünç olursun.
Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin.
Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç.
ö.a.
kelimeler...
Yarıda kalmış aşklarının hesapları içinde
Denizlere açıldı içimizden biri
Niçin gittiğini söylemeden.
Doyulmamış arzularla doluydu yelkenleri


özdemir asaf denizlere açılalı 30 yıl olmuş bugün

17 Ocak 2011 Pazartesi

"eşek kıral ve ben
sabaha sağ çıkmayacağız
eşek açlıktan
kıral iç sıkıntısından
bense aşk ateşinden
aylardan mayıs"
Jacques Prevert

14 Ocak 2011 Cuma

"Belki de bu dünya başka bir dünyanın cehennemdidir."
Aldous Huxley

(Vivre Sa Vie'den)
-"Üç Silahşörler"i hiç okudun mu?
-Hayır. Ama filmini gördüm.
Neden?
-Çünkü, orada bir Porthos vardır.
Aslında "Yirmi Yıl Sonra"dan bahsediyorum.
Porthos, uzun boylu, güçlü,
biraz da aptal biridir.
Hayatı boyunca hiçbir şeyi düşünmemiştir.
Bir mahzene orayı havaya uçurmak için
bomba yerleştirmesi gerekmektedir.
Bunu yapar.
Bombayı yerleştirir, fitili ateşler.
Sonra da elbette koşarak uzaklaşır.
Ama o an, birden düşünmeye başlar.
Koşarken adımlar birbirini bu kadar
seri bir şekilde nasıl takip etmektedir?Bu düşünce yüzünden donar kalır.
Hareket edemez, ilerleyemez.Bomba patlar ve mahzen üzerine çöker.
İlk etapta güçlü omuzlarıyla
direnmeye çalışsa da,bir ya da iki gün içinde,
ezilerek hayatını kaybeder.
Düşünmeye başladığı ilk an
onun ölümünün sebebi olmuştur.
"The sands of time were eroded by
the river of constant change"
Firth of Fifth - Genesis
"Ben şimdi ne yapsam, ben şimdi ne yapsam kaç kere yalnız
gene kaç kere insan olmalarımla..."
Ben Ruhi Bey Nasılım - E.C.
"Gerçeklikte, gemiler terk etmektedir fareleri."
Zambaklı Padişah - E.A.

13 Ocak 2011 Perşembe

"cennette huriler varmış kara gözlü 
içkinin de ordaymış en güzeli 
desene çoktan cennetlik olmuşuz 
bak bir yanda şarap, bir yanda sevgili"
ö.h.
"Sen kuru bir softasın 
Ben yaş bir sapık  
cehennemde sen mi iyi yanarsın ben mi?"
Ö.H.
"Ne demiş uçurumda açan çiçek
yurdumsun ey uçurum"
Uçurumda Açan - C.S.
"Sometimes the more you look, the less you really know"
The Man Who Wasn't There

12 Ocak 2011 Çarşamba

"Tanrıya inancını yitiren bir insan, hiçbir şeye inanmıyor değildir, artık her şeye inanıyordur."
G. K. Chesterton
Bu çiçeği burnunda blogumda bir romandan diyalog, bir şiirden iki dize, bir filmden replik, okkalı bir söz, küçük bir çocuktan alınan makas gibi tadı damağımızda kalan tadımlıklardan paylaşacağım sizlerle. Kitap yazmanın en zevkli yanı belki de en baş sayfaya konan (önsözden sonra) o bir kaç dizelik alıntıdır belki de, yazdım oradan biliyorum değil ama tahmin edebiliyorum ve bence çok heyecan verici bir şey. Sırf başında ufak bir alıntı yapmak için kitap yazmak isterdim. Ama hangi birini alıntılayacağım diye seçmek derdi var, üstelik koca kitap, yazması zor iş... Neyse ben de bari bu temada bir blog yapayım da bu dertlerden kurtulayım, o heyecanı her gün duyayım istedim.